Kalp işlevlerinin kesintisiz ve uyarlanabilir bir şekilde sürdürülmesi, organizmanın hayatta kalması için temel kardiyovasküler homeostazın korunmasını zorunlu kılmaktadır. Otonom sinir sistemi, beyinden kalbe uzanan sempatik ve parasempatik yollar aracılığıyla kalp ritmini, kardiyak çıktıyı ve damar tonusunu sıkı bir şekilde düzenlemektedir. Bununla birlikte, kalbin kendi atrial dokusu içine gömülü karmaşık bir sinir ağı olan ICNS (intrinsik kardiyak sinir sistemi – kalbe özgü dahili sinir ağı), beyin ile kalp arasındaki sinyal entegrasyonunda kritik bir merkez olarak öne çıkmaktadır. “Kalpteki küçük beyin” olarak adlandırılan bu intrinsik hücresel ağın, atriyal fibrilasyon (kulakçıkların düzensiz ve hızlı titreşimi), miyokard iskemisi (kalp kasının yetersiz kanlanması), kalp yetmezliği ve ani kardiyak ölüm gibi geniş bir klinik yelpazedeki kardiyovasküler bozukluklarla ilişkili olduğu bilinmektedir.
Nörokardiyak düzenlemenin tarihsel sürecinde araştırmalar ağırlıklı olarak dışsal otonom devrelere odaklanmış, intrinsik kardiyak nöronların dışsal sinir lifleriyle iç içe geçmiş yapısı nedeniyle bu hücrelerin spesifik fizyolojik katkılarını ayrıştırmak teknik bir engel oluşturmuştur. Klinik düzeyde ICNS’yi hedefleyen mevcut elektriksel, farmakolojik veya cerrahi müdahalelerin hücresel tip özgüllüğünden yoksun olması, mekanistik kavrayışı sınırlandırmakta ve tutarsız tedavi sonuçlarına yol açmaktadır. Bu bilimsel sınırlamaya yanıt arayan araştırmacılar, fare modelleri üzerinde ICNS’yi oluşturan nöron alt tiplerinin transkriptomik (hücredeki tüm RNA ifade profili) kimliklerini, anatomik projeksiyon(sinir hücresi uzantılarının hedef dokulara ulaşması) mimarilerini ve kalbin rölanti işleyişi ile ekstrem stres koşullarındaki spesifik fizyolojik rollerini moleküler düzeyde tanımlamayı amaçlamıştır.
Araştırmacılar, fare ICNS’sinde yer alan yaklaşık 1.000 nörondan oluşan seyrek bir popülasyonunu incelemek amacıyla scRNA-seq (tek-hücre RNA sekanslaması – tekil hücre düzeyinde gen ekspresyon profili çıkaran yöntem) teknolojisinden yararlanarak 2.870 adet ICN (intrinsik kardiyak nöron – kalbin kendi sinir hücresi) hücresini dizilemiş ve genetik kümeleme analizleri gerçekleştirmiştir. Elde edilen moleküler verileri doğrulamak ve doku içi dağılımları saptamak adına RNAscope (dokuda spesifik RNA moleküllerini floresan ile görselleştirme tekniği) ve iDISCO (dokuları saydamlaştırarak üç boyutlu görüntüleme sağlayan kimyasal yöntem) ile birleştirilmiş lightsheet mikroskobu (ışık tabakalı mikroskop) kullanılmıştır. Ayrıca genetik Cre hattı farelerde AAV aracılı izleme yöntemleri uygulanarak hücre tipine özgü anatomik haritalama yapılmış; ex vivo Langendorff perfüzyon sisteminde optogenetik (ışıkla nöron aktivitelerini kontrol etme yöntemi) ve in vivo (canlı organizma içi) koşullarda kemogenetik (özel tasarlanmış reseptörler ve sentetik moleküllerle nöron aktivitesini hücresel düzeyde denetleme yaklaşımı) uyarım ile spesifik ablasyon (dokunun veya hücre grubunun hedeflenerek yok edilmesi) deneyleri yürütülmüştür.
Çalışmanın temel bulguları, ICNS’nin transkripsiyonel, anatomik ve işlevsel bakımdan tamamen ayrışan Npy ve Ddah1 işaretleyici genlerine sahip iki ana nöron alt tipinden oluştuğunu ortaya koymaktadır. Vagal (parasempatik) girdileri tercihli olarak alan Npy pozitif nöronların, SA düğümünü (sinoatriyal düğüm – kalbin doğal ritmini belirleyen pil bölgesi) ve aort köküne yoğun sinir uzantıları göndererek kalp hızını yavaşlattığı ve aort kökü çapını optogenetik olarak daraltarak diastolik (gevşeme evresi) basıncı ile koroner perfüzyonu desteklediği saptanmıştır; bu nöronların lokal ablasyonu ise farelerde 1 hafta içinde ölümcül kalp yetmezliği geliştirmiştir.
Buna karşılık, sempatik stellat gangliondan doğrudan monosinaptik girdi alan Ddah1 pozitif nöronların rölanti kalp hızını etkilemediği, ancak pulmoner ven ostiumları (akciğer toplardamarlarının kulakçığa giriş bölgeleri) gibi aritmojenik alanlarda yoğunlaştığı ve fiziksel kısıtlama stresi, kronik 37° ısı stresi veya epinefrin/kafein kaynaklı sempatik overaktivasyon altında kalbin elektriksel stabilitesini koruyarak ani kardiyak arrest (kalp durması) gelişimini engellediği doğrulanmıştır.
Bu çalışma, intrinsik kardiyak sinir sisteminin yalnızca pasif bir iletim istasyonu olmadığını, aksine kalbin hem günlük rölanti performansını hem de akut stres yanıtlarını yöneten hayati bir kontrol merkezi olduğunu göstermektedir. Npy pozitif nöronların bazal hemodinamik kararlılık ve koroner kanlanmadaki kritik işlevi ile Ddah1 pozitif nöronların sempatik fırtınalara karşı sunduğu elektrofizyolojik koruma mekanizmasının keşfi, kardiyovasküler tıp açısından hücresel düzeyde hedeflenmiş nöromodülasyon stratejilerine mekanistik bir altyapı sağlamaktadır. Kalp hastalıklarında hücre tipine özgü bu ayrımın anlaşılması, gelecekte spesifik nöron popülasyonlarını hedef alan hassas tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine temel oluşturmaktadır.
Yazar: Hazel BİRGÜL
Editör: Damla ÖZDEMİR
Referans: Xu, Q. J., Applegate, M. C., Hsu, I. Y., Kogan, R. P., Hafez, O. A., Wang, R. L., Rios Coronado, P. E., Young, L. H., Zeng, X., Zhang, L., & Chang, R. B. The intrinsic cardiac nervous system is essential for cardiac function and survival. Cell (2026). https://doi.org/10.1016/j.cell.2026.06.040
-Bioinforange Bilimsel Haber Servisi-
Haber Yazıları, 20> Etki Faktörlü Q1 dergilerinde yayınlanan (listesi için tıklayınız)
bilimsel araştırmaların ekip arkadaşlarımız tarafından incelenip derlenmesi ile hazırlanmaktadır.

