İletişim

İletişim için Mail Gönderebilirsiniz

Mesaj gönderimini

Mehmet Çalıseki

Mehmet Çalıseki

Bioinforange Kurucusu

Özgeçmiş (CV) için tıklayınız.

İşbirlikleri ve destek için sosyal medya hesapları üzerinden de iletişime geçebilirsiniz.

Son Paylaşılan İçeriklerimiz

Google Research’ten Bilimsel Hata Tespitinde Yeni Yaklaşım: Yapay Zekâ Sistemi %89,7’ye Ulaştı

Google Research’ten Bilimsel Hata Tespitinde Yeni Yaklaşım: Yapay Zekâ Sistemi %89,7’ye Ulaştı

Bilimsel araştırmaların ve akademik makalelerin sayısındaki hızlı artış, geleneksel insan hakemliği (peer review) sisteminin kapasitesi üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Büyük dil modellerinin (LLM) bilimsel üretimde daha fazla kullanılmasıyla birlikte, karmaşık matematiksel ispatların ve teorik iddiaların satır satır doğrulanması da giderek daha önemli bir sorun hâline gelmektedir. Google Research araştırmacıları, bu doğrulama yükünü hafifletmek amacıyla yapay zekânın bilimsel değerlendirme süreçlerinde kullanılabileceği yaklaşımları ele almaktadır.

Bu kapsamda araştırmacılar, bilimsel makalelerin derinlemesine incelenmesi için geliştirilen ajan tabanlı bir yapay zekâ çerçevesi olan Paper Assistant Tool (PAT) sistemini tanıtmaktadır. Gemini Deep Think tabanlı sistem; matematiksel ve mantıksal hataları belirlemeyi, deneysel tasarımları incelemeyi ve makalelerin iyileştirilmesine yönelik geri bildirim sunmayı amaçlamaktadır. PAT, öznel kalite puanları veya kabul-ret sıralamaları üretmek yerine, teknik hataları ve olası iyileştirmeleri belirlemeye odaklanmaktadır.

PAT’nin mimarisi, standart tek model çağrılarının sınırlamalarını azaltmak amacıyla dört aşamalı bir çıkarım ölçekleme (inference scaling) hattı kullanmaktadır. İlk aşamada makale; teori, yöntem ve deneyler gibi mantıksal bölümlere ayrılmaktadır. Ardından, her bölümün karmaşıklığına ve bilgi yoğunluğuna göre hesaplama kaynakları dinamik olarak dağıtılmaktadır. Sonraki aşamada, uzmanlaşmış derin inceleme ajanları (Deep Review agents) makalenin ilgili bölümlerini tam metin bağlamından yararlanarak değerlendirmektedir. Son aşamada ise sentez ajanı, inceleme raporlarını birleştirmekte, yinelenen eleştirileri ayıklamakta ve var olmayan makale veya teoremler gibi olası halüsinasyonları kontrol etmek için Google aramasından yararlanmaktadır.

Sistemin performansı, daha önce yayımlanmış düzeltmelere veya makale geri çekmelerine yol açan hataları içeren SPOT kıyaslama veri kümesinin matematik ve bilgisayar bilimi alanlarındaki denklem/ispat hatalarına odaklanan alt kümesinde değerlendirilmiştir. Bu alt küme, 26 makale ve 29 hatadan oluşmaktadır. Tek çağrılı Gemini 3.1 Pro modeli bilinen hataların %55,2’sini tespit ederken, PAT aynı değerlendirmede %89,7’lik hata tespit oranına ulaşmıştır. Araştırmacılar bu sonucu, tek model çağrısına kıyasla yaklaşık %34’lük bir iyileşme olarak raporlamaktadır. Bununla birlikte, sonuçlar belirli bir hata kategorisi ve sınırlı bir değerlendirme kümesiyle ilgilidir; tüm bilimsel alanlar için genel bir doğruluk oranı olarak yorumlanmamalıdır.

PAT ayrıca, STOC ve ICML bilgisayar bilimi konferanslarının makale gönderimi öncesi pilot programlarında yazarlara sunulmuştur. İki program kapsamında sistem tarafından 4.700’den fazla makale gönderimi incelenmiştir. Anketlerde STOC katılımcılarının %92,7’si, ICML katılımcılarının ise %90,7’si geri bildirimleri çok veya çoğunlukla faydalı bulduğunu belirtmiştir. ICML anketine katılan yazarların %31’i, PAT incelemesinin ardından tamamen yeni deneyler gerçekleştirdiğini bildirmiştir. Bununla birlikte, geri bildirimi çoğunlukla veya tamamen olgusal bulanların oranı STOC’ta %55,8, ICML’de %64,8 olarak kaydedilmiştir.

Pilot uygulamalar, sistemin potansiyel katkılarının yanı sıra mevcut sınırlamalarını da ortaya koymuştur. Araştırmacılar; tarih halüsinasyonlarını, güncelliğini yitirmiş bilgileri, PDF ayrıştırma sorunlarını ve doğru ispatların hatalı olarak işaretlenmesini başlıca sorunlar arasında sıralamaktadır. İlk iki sorun için arama araçları ve belge işleme süreçlerinde iyileştirmeler yapıldığını, akıl yürütme kaynaklı hataların azaltılması üzerinde ise çalışılmaya devam edildiğini belirtmektedirler.

Araştırmacılar, yapay zekânın bilimsel hakemlikteki rolünü yazarlara yardımcı olan araçlardan hakemleri destekleyen sistemlere ve gelecekte olası tam otomasyona uzanan dört rollü bir taksonomi çerçevesinde ele almaktadır. Ancak bu sınıflandırma, farklı otomasyon düzeylerinin tamamının uygulamada doğrulandığı anlamına gelmemektedir. PAT’nin mevcut pilotları, sistemin resmî hakemlerin yerine geçtiği uygulamalar değil, makale gönderimi öncesinde yazarlara destek sağladığı programlardır. Çalışma, yapay zekâ destekli doğrulamanın bilimsel değerlendirme süreçlerine katkıda bulunabileceğini ortaya koyarken, yanlış değerlendirmeler, insan denetiminin korunması, hesap verebilirlik ve bilimsel görüş çeşitliliği gibi konuların önemini de vurgulamaktadır.

Yazar: Elinsu Ak

Editör: Hazel Birgül

Referans: Jayaram, R., Tyler, D., Woodruff, D., Cortes, C., Matias, Y., Mirrokni, V., & Cohen-Addad, V. (2026). Towards Automating Scientific Review with Google’s Paper Assistant Tool. Google Research (2026). https://research.google/deepreview/

                                       

 -Bioinforange Bilimsel Haber Servisi-

Haber Yazıları, 20> Etki Faktörlü Q1 dergilerinde yayınlanan (listesi için tıklayınız)

bilimsel araştırmaların ekip arkadaşlarımız tarafından incelenip derlenmesi ile hazırlanmaktadır.

                                                         

Google’ın Yeni Araştırması: Yapay Zekâ Molekül Tasarlıyor, Deneylerden Öğreniyor

Google’ın Yeni Araştırması: Yapay Zekâ Molekül Tasarlıyor, Deneylerden Öğreniyor

Bilimsel araştırmalarda yapay zekânın rolü, verileri analiz etmenin ve moleküler yapıları hesaplamalı olarak tasarlamanın ötesine geçerek fiziksel deneylerin planlanmasını, yürütülmesini ve sonuçlarına göre yeniden düzenlenmesini kapsamaktadır. Özellikle biyoteknoloji ve ilaç keşfi alanlarında, çok sayıda olası moleküler adayın değerlendirilmesi önemli bir deneysel ve hesaplamalı yük oluşturmaktadır. Google Research tarafından yayımlanan çalışma, yapay zekâ ajanlarını gerçek laboratuvar koşullarıyla bütünleştirerek bu süreci geliştirmeye yönelik üç araştırma yaklaşımını bir araya getirmektedir. Bu yaklaşımda amaç, yalnızca deney önerileri üreten değil, deneysel sonuçlardan öğrenerek sonraki adımlarını iyileştirebilen sistemler geliştirmektir.
Bu sistemlerin geliştirilmesindeki temel sorunlardan biri, hesaplamalı modellerin biyolojik sistemlerin ve fiziksel laboratuvar ortamlarının tüm özelliklerini eksiksiz biçimde temsil edememesidir. Bir yapay zekâ ajanının oluşturduğu protokol yazılım açısından geçerli olsa bile pipetin fiziksel olarak bir kuyucuğa sığmaması, kuyucukta yeterli reaktif bulunmaması veya sıvı hareketlerinden kaynaklanan etkilerin hesaba katılmaması deneyin güvenilirliğini tehlikeye atabilmektedir. Google Research ekibi, bu sınırlamaları ele almak amacıyla laboratuvar robotlarını fiziksel durum takibiyle bütünleştiren bir altyapı geliştirmiş; ayrıca aptamer ve protein bağlayıcı tasarımında gerçek deney sonuçlarının sonraki tasarım kararlarını yönlendirdiği kapalı döngülü sistemleri incelemiştir.
Araştırmanın ilk bileşeni, laboratuvar ortamının dijital temsilini oluşturan VERID (Verified Infrastructure for Discovery Laboratories) çerçevesidir. Bu sistem, robotik kolların geometrisini, laboratuvar yüzeyindeki yerleşimi, kuyucuklardaki sıvı hacimlerini, reaktiflerin kimliklerini ve pipet uçlarının kullanılabilirliğini takip eden dinamik bir dijital ikiz (fiziksel bir sistemin durumunu dijital ortamda temsil eden model) oluşturmaktadır. Kaynakta aktarılan bir deneyde, körlemesine hazırlanmış boya karışımlarının görüntülerden yeniden oluşturulmasındaki doğruluk beş kattan fazla artırılmıştır .Yapay zekâ ajanları, deney protokollerini sıvı işleme robotlarında uygulamadan önce simülasyonda test edebilmekte ve fiziksel açıdan geçersiz komutların yürütülmesini engelleyen güvenlik kontrollerinden yararlanabilmektedir.Diğer bileşenlerde ise çalışmada kullanılan DNA aptamerleri ve sıfırdan tasarlanan protein bağlayıcıları üzerinde tasarım, deney ve analiz süreçleri incelenmiştir. Aptamer çalışmalarında ajanlar aday dizileri tasarlamakta, deneysel sonuçları değerlendirmekte ve elde edilen geri bildirime göre sonraki tasarım turlarını güncellemektedir. Protein bağlayıcılarının keşfinde ise VERID’nin izlenebilir laboratuvar otomasyonunun kapalı döngülü öğrenmeyle birleştirilmesi, gelecekteki araştırma adımı olarak tanımlanmaktadır..Aptamer deneylerinde her bir tasarım–deney–analiz döngüsü 7–10 gün sürmüş; üç tasarım turu sonunda hedefe bağlandığı doğrulanan adayların oranı miyoglobin için %33,5’e, alfa-trombin için %42,1’e ulaşmıştır.Sonuçlar, deneysel geri bildirimin tasarım stratejilerini düzeltmek açısından önemini ortaya koymaktadır.Miyoglobin deneylerinde ikinci turda G-kuadrupleks (G-quadruplex) motiflerinin aşırı zenginleşmesi, hedef dışı bağlanmaları artırmış ve boncuk etkisi düzeltilmiş hedefe yönelik bağlanma oranını %3,7’ye düşürmüştür.. Ajanlar bu sorunu belirledikten sonra tasarım kurallarını değiştirerek üçüncü turda hedef özgüllüğünü %72,4’e, hedefe özgü doğrulanmış bağlayıcı oranını ise %33,5’e yükseltmiştir. Alfa-trombin deneylerinde de ilk turda sabit primer uzantılarının dizilerin katlanmasını bozması nedeniyle bağlayıcı elde edilememiş; tasarımların yeniden düzenlenmesiyle üçüncü turda %98,5 özgüllükte %42,1 hedefe bağlanma başarısına ulaşılmıştır. Protein tasarımı tarafında ise proteinlerin biyolojik olarak ifade edilmesi, doğru katlanması ve seçilmesi gibi ek aşamalar içeren süreçte ekip, katı tümörlerde aşırı ifade edilebilen FAP (fibroblast aktivasyon proteini alfa) hedefi için tek haneli nanomolar düzeyde bağlanma afinitesine sahip protein bağlayıcılar elde etmiştir.Bağlanma bölgesinin çevresindeki yapının hesaplamalı katlanma işleminden çıkarılması, yapısal doğruluk korunurken tahmin sürecini 8,6 kat hızlandırmış; eşit hesaplama kaynaklarıyla yapılan karşılaştırmada insan ve yapay zekâ iş birliği, tek başına çalışan bir bilim insanına kıyasla hesaplamalı başarı oranını yaklaşık iki katına çıkarmıştır.
Bu bulgular, yapay zekâ ajanlarının biyolojik araştırmalarda yalnızca hesaplamalı tasarım yapan araçlar olarak değil, fiziksel deneylerden geri bildirim alarak araştırma stratejilerini geliştiren sistemler olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte Google Research ekibi, güvenilir otonom laboratuvarlar için deneylerin izlenebilirliğinin, protokol doğrulamasının ve biyogüvenlik kontrollerinin önemini vurgulamaktadır. Kaynakta, deneylerin kazanç işlevi (gain-of-function) riski taşımayan kontrollü ve enfeksiyöz olmayan sistemlerle sınırlandırıldığı, tasarlanan her dizinin biyogüvenlik taramasından geçirildiği ve protokollerin yürütülmeden önce simülasyonda denenerek dijital ikizle doğrulandığı belirtilmektedir. Çalışmada insan araştırmacılar tasarlanan dizileri ve deney protokollerini incelemekte, robotik uygulamaları denetlemekte ve kritik kararlarda yetki sahibi olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla ortaya konan yaklaşım, bilim insanlarının rolünü ortadan kaldırmaktan ziyade hesaplamalı tasarım ile deneysel doğrulama arasındaki döngüyü hızlandırmayı hedeflemektedir. Bu sistemlerin daha geniş biyolojik araştırma süreçlerinde güvenilir biçimde kullanılabilmesi için deneysel hataların yönetilmesi, sonuçların tekrarlanabilirliği ve insan denetiminin sürdürülmesi önemini korumaktadır.

Yazar: Asmin Petekbaşı
Editör: Hazel Birgül

Referans: Rao, P., Sirkovic, P., & Pawlosky, A. (2026, October 16). Grounding AI agents in biological reality: Building blocks for autonomous wet labs. Google Research. https://research.google/blog/grounding-ai-agents-in-biological-reality-building-blocks-for-autonomous-wet-labs/

De Novo İlaç Tasarımı: Üretken AI Molekül Çiziminden Faz III Araştırmasına Ulaştı

De Novo İlaç Tasarımı: Üretken AI Molekül Çiziminden Faz III Araştırmasına Ulaştı

Geleneksel ilaç keşfinin uzun
zaman ve yüksek maliyet kısıtları, kimyasal uzayın derin üretken modellerle araştırılmasını hızlandırmıştır. Günümüzde de novo ilaç tasarımı, var olan kütüphanelerden molekül seçmek yerine hedefe özgü, optimize edilmiş yeni kimyasal yapılar üretmeyi amaçlamaktadır. 3B difüzyon modelleri, protein ceplerine doğrudan uyumlu atomik koordinatlar üreterek yapı-temelli tasarımda önemli bir aşama kaydetmiştir. Milyonlarca yapı üretmekten ziyade sentezlenebilirlik ve kapalı döngü (tasarla-sentezle-test et) sistemleri belirleyici olurken, TNIK inhibitörü rentosertib Faz 2a verileri ve başlatılan Faz III çalışmasıyla en somut translasyonel örneği sunmaktadır.

Pamuk Evcilleştirmesine Yeni Bakış: Genetik Seçilimin Ötesinde 3B Kromatin Değişimleri Belirlendi

Pamuk Evcilleştirmesine Yeni Bakış: Genetik Seçilimin Ötesinde 3B Kromatin Değişimleri Belirlendi

Genomun yalnızca doğrusal DNA dizisinden ibaret olmadığı, kromatinin hücre çekirdeği içindeki üç boyutlu (3B) organizasyonunun da gen etkinliğini ve fenotipik özellikleri şekillendirdiği bilinmektedir. Kromatin, genomun etkin bölgelerini etkin olmayan bölgelerden ayıran bölümlere, topolojik olarak ilişkili alanlara (TAD; kendi içinde sık etkileşen DNA bölgeleri) ve uzak düzenleyici dizileri genlerin promotörleriyle buluşturan kromatin döngülerine ayrılmaktadır. Bu mekânsal düzen, gen ifadesinin koordinasyonunda rol oynamaktadır. Bununla birlikte, bitkilerde 3B genom mimarisinin popülasyonlar arasında nasıl değiştiği ve bu değişimlerin evcilleşme sırasında ortaya çıkan fenotipik farklılıklara nasıl katkı sağladığı henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.
Huang ve çalışma arkadaşları, allotetraploid (iki atasal genomdan türemiş dört kromozom setli) pamukta evcilleştirme süreciyle birlikte 3B kromatin mimarisinin nasıl yeniden düzenlendiğini ve bu düzenlemelerin lif kalitesiyle ilişkisini araştırmıştır. Araştırmacılar, doğrusal DNA dizisindeki varyasyonların yanı sıra kromatin topolojisinin de genetik farklılıklar ile fenotipik özellikler arasında ek bir düzenleyici katman oluşturup oluşturmadığını belirlemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda, yarı yabani ve kültüre alınmış pamuklar arasındaki TAD yeniden düzenlenmeleri, kromatin döngülerindeki değişimler, alt genomlara ait eş kökenli genlerin ifade farklılıkları ve evcilleştirme sırasında seçilen genomik bölgeler birlikte incelenmiştir.
Çalışmada 34 yarı yabani ve 267 kültüre alınmış allotetraploid pamuk erişimindeHi-C (genom içindeki uzak DNA etkileşimlerini haritalayan dizileme yöntemi) profilleri oluşturulmuştur. Elde edilen 337 Hi-C veri seti, ortalama %93,7 geçerli etkileşim oranına ulaşmış; kütüphanelerin %98,3’ü 4 kilobaz çözünürlük sağlamıştır. Araştırmacılar, her bir erişimde ortalama 9.268 TAD ve 13.849 kromatin döngüsü tanımlamış, ayrıca kromatin erişilebilirliği ve histon işaretlerini belirlemek için ATAC-seq ve CUT&Tag analizlerinden yararlanmıştır. Genetik varyasyonları 3B kromatin özellikleri ve lif fenotipleriyle ilişkilendirmek amacıyla kromatin etkileşim-genom çapında ilişkilendirme çalışması (CIWAS; kromatinin üç boyutlu yapısal özelliklerini fenotipler veya gen ifadesiyle
ilişkilendiren analiz yaklaşımı) geliştirilmiştir.
CIWAS analizi, lif kalitesiyle ilişkili 105 TAD yeniden düzenlenmesi ve 58 kromatin döngüsü yeniden bağlantılanması ortaya koymuştur. tCIWAS analizi, lif mukavemeti için fenotipik varyansın %16,46’sını, lif uzunluğu için ise %20,05’ini açıklamıştır.Araştırmacılar ayrıca evcilleştirmeseçilimiyle ilişkili ve DNA dizisine dayalı olarak tanımlanan seçilim bölgeleri içinde 3B konformasyon imzalarının %57’sinin sabitlendiğini bildirmiştir. Kültüre alınmış pamukta 39 eş kökenli genin alt genomlar arasındaki ifade dengesinin değiştiği görülmüştür. Dizi temelli modelleme ve mutasyon analizleri, C2H2 çinko parmak proteinlerinden YY1’in bitkilerde 3B genom organizasyonunun korunmasına katkı sağlayan önemli bir faktör olduğunu ortaya koymuştur. YY1 geninin işlevinin azaltıldığı Ghyy1 mutantlarında lif uzunluğu ortalama 25,30 milimetreden 23,36 milimetreye düşmüş; TAD sınırlarının %84,08’inde ve YY1 bağlanma bölgeleri içeren farklılaşmış kromatin döngülerinin %67’sinde organizasyon sinyallerinin zayıfladığı belirlenmiştir.
Bulgular, pamuk evcilleştirmesinin yalnızca DNA dizisi üzerinde gerçekleşen seçilimle sınırlı olmadığını, genomun mekânsal organizasyonunda da belirgin değişikliklerle birlikte ilerlediğini göstermektedir. Çalışmada oluşturulan popülasyon ölçekli pan-3B genom atlası, lif uzunluğu ve mukavemeti gibi özelliklerle ilişkili, daha önce yalnızca dizi temelli analizlerle tespit edilemeyebilecek düzenleyici bölgelerin belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte araştırmacılar, tek bir referans genomuna dayalı yaklaşımın erişimler arasındaki dizi farklılıklarını tam olarak yansıtmayabileceğini ve yarı yabani pamuklar için epigenomik verilerin bulunmamasının 3B değişimlerin altında yatan mekanizmaların ayrıntılı biçimde açıklanmasını sınırladığını belirtmektedir. Bu nedenle çalışma, 3B kromatin mimarisinin pamukta hassas ıslah hedeflerinin belirlenmesine yönelik tamamlayıcı bir bilgi katmanı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.

Yazar: Berfin Kayabaşı
Editör:Özsu Deniz Balkaya

Referans: Huang, X., Peng, Y., Hu, X., Wang, Y., Zhang, Z., Huang, X. et al. 3D chromatin remodeling during domestication defines novel targets for crop improvement. Cell (2026). https://doi.org/10.1016/j.cell.2026.08.038

Hücresel İmmünoterapide İki Darboğaz: GMP’lerin Çoğaltılması ve CAR Mühendisliği Tek Platformda Buluştu

Hücresel İmmünoterapide İki Darboğaz: GMP’lerin Çoğaltılması ve CAR Mühendisliği Tek Platformda Buluştu

Kanser immünoterapisinde genetik olarak değiştirilmiş makrofajlar, iltihaplı dokulara geçebilme, hücresel hedefleri fagosite edebilme ve tümör mikroçevresini düzenleyebilme potansiyelleri nedeniyle umut verici bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Ancak, mevcut makrofaj temelli hücresel tedaviler; hücrelerin laboratuvar ortamında yeterince çoğaltılamaması, genetik müdahalelere kısıtlı yanıt vermesi ve hastaya aktarıldıktan sonra vücut içindeki biyodağılım ile kalıcılıklarının düşük olması gibi teknik darboğazlarla sınırlandırılmaktadır. Terminal evredeki farklılaşmış bağışıklık hücrelerinin sistemik infüzyon sonrasında genellikle akciğer veya karaciğer gibi organlarda hapsolması ve kemik iliği gibi üretim merkezlerinde bir rezervuar oluşturamaması, sistemik düzeyde uzun süreli bir bağışıklık yanıtının sürdürülmesini sınırlamaktadır. Bu durum, hücresel tedavilerin kalıcılığını ve etkinliğini sınırlayarak, kanser gibi karmaşık hastalıklarla mücadelesinde yetersiz kalmasına neden olmaktadır. 

Mevcut yaklaşımların bu sınırlılıklarından yola çıkılarak, hücresel tedavilerde daha kalıcı ve yenilenebilir bir kaynak elde edilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada araştırmacılar, hematopoietik hiyerarşide belirli miyeloid hücre soylarına farklılaşabilen granülosit-monosit progenitörlerinin (GMP; granülosit ve belirli miyeloid hücre soylarına farklılaşabilen öncül hücreler) uzun süreli laboratuvar kültürlerini kurmayı amaçlamaktadır. Mevcut terminal hücre odaklı stratejilerin aksine, bağışıklık sisteminin üretim hiyerarşisinde daha üst basamakta yer alan hücrelerin kullanılmasıyla, genişletilebilir, genetik olarak düzenlenebilir ve in vivo (canlı içinde) ortamda donör kaynaklı miyelopoezi (miyeloid kan hücrelerinin üretimi) katkıda bulunabilecek bir hücresel platformun oluşturulması hedeflenmektedir. Böylece çalışmada, kanser hücrelerini hedeflemek üzere genetik olarak programlanmış öncül hücrelerin makrofaj temelli tedavilerdeki hücre üretimi ve biyodağılım sınırlılıklarının , aşılması hedeflenmektedir.

Araştırma kapsamında, fare ve insan kökenli granülosit-monosit progenitörlerinin uzun süreli logaritmik çoğalmasını sağlayan, kök hücre faktörü (SCF) ve vektörler kimyasal olarak tanımlanmış özel kültür koşulları geliştirilmiştir. Bu koşullarda çoğaltılan öncül hücrelere, lentiviral (hücreye gen aktarımını sağlayan bir virüs türü) vektörler ve CRISPR-Cas9 (gen düzenleme aracı) teknolojisi kullanılarak kanser hücrelerini özgül olarak tanımak üzere kimerik antijen reseptörleri (CAR;kanser hücrelerini tanımak üzere tasarlanmış yapay reseptörler) entegre edilmiştir. Ayrıca, hücresel hedeflerin yok edilmesinin yanı sıra konağın Fc reseptörü taşıyan fagositlerini devreye sokmak amacıyla, immünoglobulin G (IgG; bir antikor sınıfı) Fc alanı içeren özgün bir CAR-Fc yapısı tasarlanmıştır. Geliştirilen bu hücresel yapıların biyodağılımı, kalıcılığı ve tedavi edici etkinlikleri; hem kronik granülomatöz hastalık (CGD; bağışıklık sisteminin bakterileri öldüremediği bir kalıtsal hastalık) fare modellerinde hem de CD19 pozitif lösemi ve HER2 (insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2) pozitif katı tümör barındıran hayvan modellerinde kapsamlı şekilde incelenmiştir. 

Gerçekleştirilen analizler sonucunda, geliştirilen SCF/2i kültür koşullarının öncül hücre kimliğini, genomik kararlılığını ve farklılaşma potansiyelini koruyarak hücrelerin çok yüksek oranlarda klonal çoğalmasına olanak tanıdığı gösterilmektedir. Mekanistik düzeyde yapılan kimyasal proteomik (proteinlerin küçük moleküllerle etkileşimini inceleyen yöntem) incelemelerde, miyeloperoksidaz (MPO; bağışıklık hücrelerinde bulunan ve oksidatif tepkimelerde görev alan bir enzim) SCF/2i ve SCF/2i-IG koşullarında GMP çoğalmasının düzenlenmesinde rol oynadığı ve MPO inhibisyonunun uzun süreli çoğalmayı desteklediği gösterilmiştir.  Canlı deneklere aktarılan mühendislik ürünü öncül hücrelerin, hematopoietik nişlere yerleştiği, dolaşımda uzun süre kalarak donör kaynaklı işlevsel makrofaj ile granülositler ürettiği ve CGD farelerinde antibakteriyel savunmayı Deney modellerinde, CAR ile tasarlanmış hücrelerin CD19 pozitif lösemiyi ve HER2 pozitif katı tümörleri etkin biçimde baskıladığı; CAR-Fc modifikasyonunun ise konakçıdaki Fc reseptörü taşıyan hücreleri harekete geçirerek doku uyuşmazlığı engellerine rağmen T hücresi yanıtını tetiklediği ve tümör karşıtı etkinliği artırdığı gösterilmektedir. 

Elde edilen bu bulgular, sınırlandırılmış farklılaşma potansiyeline sahip granülosit-monosit progenitörlerinin, mühendislik ürünü immünoterapiler için ölçeklenebilir ve yenilenebilir bir platform olarak işlev görebileceğine işaret etmektedir. Tümörü doğrudan hedefleme yeteneğinin konakçı bağışıklık sisteminin aktivasyonuyla birleştirilmesi, makrofaj temelli hücresel terapilerin üretim, genetik düzenlenme ve dokularda kalıcılık sorunlarına çok yönlü ve yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır.Kök hücre dışındaki progenitörlerin de uzun süreli klonal çoğalma yapabileceğini gösteren bu yaklaşımın, hücresel bağışıklık yanıtını genişletme ve yönlendirme kapasitesiyle, gelecekteki hematolojik malignite ve katı tümör tedavisi araştırmaları için temel bir stratejik çerçeve oluşturması beklenmektedir. 

Yazar: Hümeyra Alar

Editör: Özsu Deniz Balkaya

Referans: Yue, S., Guo, Z., Pan, C., Jing, X. A., Tao, L., Nguyen, T., Tang, J., Chan, Y., Contreras-Trujillo, H., Jiang, D., Yan, X., Xiang, H., Liu, X., Bloom, C., Ediriwickrema, A., Koschade, S., Wang, X., Wang, Z., Shu, N., Shi, Y., … Ying, Q. L. (2026). Expansion and CAR engineering of granulocyte-monocyte progenitors for cellular immunotherapy. Cell, 189(17), 5378–5395.e11. https://doi.org/10.1016/j.cell.2026.05.043

Bioinforange İçerikleri

Bioinforange Platformunda Paylaşılan Tüm İçeriklerin Kategorilerine Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bioinfolab

Bioinfotools

Bioinfomation

Bioinfocodes

Bioinfoclips

Bioinfonews

Bioinforeviews

Bioinfocourse

Bioinfominds

Bioinfocast

Bioinfoguide

Bioinfocord

Bioinforum

Tüm İçerikler